Ne hızlı akıyor dünyevi hayat, onun temposuna kapıldığımızda kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Duygularımıza sağır oluyoruz sanki. Nereye yetişeceksin? Dünyadan ne çok da alacağımız var. Almakla biteceğe benzemiyor. Birini ele geçirdiğinde diğeri beliriyor gözünün önünde. Serap peşinde miyim çölde ben? Koşsam ne fayda elimi uzattığımda tutamıyorum. Eşyanın peşinden koştuğum aşkla; esmayı yakalamayı seçseydim; bu kadar perişan olur muydum? Bu kadar doyumsuz. Yoksa kanatlanmış ruhum esmanın ikliminde huzuru soluyunca; bütün zahir ve batın duygularımla tadıp anlamaya mı başlardım hayatı?
İşte gördüm; baharda vişne ağacının üzerinde, onu süslü bir gelinden daha güzel giydiren ya Musavviri. Duydum derin bir ah çeker gibi bizi ihtizaza getiren ormanı. Sesinin yankısıyla bir başka bülbülü hareketlendiren o Zâkir kuşu. Bu nasıl tarifsiz bir kokudur ki beni ta ötelere götürür, gülün zarafeti estetikle ilgili beklentilerime ya latif diyerek cevap verir. Yumuşacık yaprağına dokunurken parmağımın ucunda hissettiğim nedir? Ağzıma yaklaştırdığımda yenibaharın ilk kirazını; bismillah derim. Duygularımla tadıp anlamaya başladığımda hayatı koşturmaca yerini anı yaşamaya bırakır ve anlara ismini yazanı okurken içimizde oluşan artık tatlı bir sükûnet halidir
Dipnotlar
